Vergi Duvarları İle İthal İkamesi Yönetimi
Her fırsatta yerli malı kullanmanın önemini, yerli üreticinin tercih edilmesinin yerli üretimi arttıracağını kaleme almaya çalışıyorum. Bu kapsamda, Yerli Malı Kullanımı ve İhracat Odaklı Olmanın Önemi başlıklı yazımda da belirttiğim üzere, ithal ikamesi kullanımının özendirilmesi gibi psikolojik faktörlerin ithalatı azaltmak suretiyle ödemeler dengesini düzeltmede önemli destekleyici bir unsur olduğunu; Ülkemizin sınırlı kaynaklarını, çalışanımızın alın terini, geleceğe yönelik yatırımların sermayelerini yine kendi Ülkemize faydalı hale getirmek ve daha verimli olarak kullanmak adına, ihracat yönlü faaliyet göstermemiz, iç tüketimde yerli malı tercih etmemiz ve ihracat ürünlerimizde de yerli girdi kullanmamız, ayrıca çevremizi yerli malı kullanımı konusunda bilinçlendirip özendirmemiz gerektiğini anlatmaya çalışıyorum.
Bu konuyu tekrar ele almamın sebebi, 21.08.2024 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, 4458 Sayılı Gümrük Kanununun Bazı Maddelerinin Uygulanması Hakkında Kararda yapılan değişiklikle, posta veya hızlı kargo taşımacılığı yoluyla bir gerçek kişiye gelen ve ticari miktar ve mahiyet arz etmeyen eşya için maktu vergi uygulanacak eşya kıymet üst limitinin 150 Avro’dan 30 Avro’ya indirilmiş; ayrıca, kıymeti 30 Avro’yu geçmeyen eşyadan alınacak maktu vergi oranının, eşyanın AB ülkelerinden gelmesi halinde yüzde %20’den %30’a, diğer ülkelerden gelmesi durumunda ise yüzde %30’dan %60’a yükseltilmiş olması. Başka bir deyişle, gerçek kişi tüketicilerin kargo yoluyla verdikleri bireysel tüketim ürünleri için AB’den yapılacak ithalatta %50, diğer ülkelerden yapılacak ithalatta %100 oranında vergi artışı olması, aynı zamanda söz konusu eşya için üst limitin son derece düşük bir tutar olan 30 Avro’ya indirilmiş olması ile söz konusu yolla yapılan tüketimin kısılmasına yönelik uygulamaya başlanması.
E-ticaret firmaları üzerinden alım yapan gerçek kişilerce ticari amaç taşımayan tüketime yönelik eşya için getirilen, ülkemiz ekonomisinde üreten kesimin ve ekonomideki esnaf, KOBİ, tacir, mağaza sahibi gibi kesimlerin pazar ve istihdam kaybı yaşaması ve ülkenin döviz kaybına uğramasına yönelik etkilerin azaltılmasının hedeflendiği açıklanan söz konusu düzenleme ile, özellikle Uzak Doğu ülkelerinden ve Amerika Birleşik Devletleri’nden yapılan bireysel tüketim malları ithalatının hedeflendiği net biçimde görülmekte.
Açıklama göz önüne alındığında, yurt içi pazar dengelerini etkileyebilecek seviyede olduğu belirtilen ve yüzde yüzlük bir artışla %60’lık bir vergi yükü getirilmesine sebep olan bu durumun sebebinin ne olduğunu öncelikle ele almanın gerektiğini düşünüyorum. Ortaya çıkan durumun sebebinin, yasal yoldan ihtiyacını karşılamaya çalışan yurt içi tüketicilerin, son dönemde ticaret politikası önlemleri, ÖTV ve benzeri düzenlemeler altında önemli ölçüde arttırılan ithalat üzerindeki vergi yükleri ve buna bağlı diğer vergiler ile yurt içi satıcıların fiyatlama davranışları karşısında yurt içinde oluşan yüksek eşya fiyatları nedeniyle aynı ya da daha kaliteli ithal mallarına daha ucuz erişim eğilimi olduğu malumunuz.
Bu durumla beraber, günümüzü daha iyi anlamak adına kısaca tarihe bir bakmak isterim. Cumhuriyetin yeni doğduğu yıllarda, Lozan Antlaşması ile altına girilen iktisadi hükümlerin süresinin bitmesi sonucu doğan ithalatta himayecilik (korumacılık) yaklaşımının da etkisiyle, ithal ikamesini hızlandıracak ve yurt içi sanayiini destekleyecek düzenlemeler yapılması yoluna gidilmiştir. 1929 yılında yayımlanan 1499 sayılı Gümrük Tarifesi Kanunu ile gümrük vergisi hadlerinde önemli artışlar meydana gelmiş, 1929 öncesinde gümrük vergileri oranları ortalama olarak mal değeri üzerinden %14,66 iken Kanun gümrük vergilerini %40’a kadar yükseltmiştir. Konuya ilişkin olarak, Başbakan İsmet Paşa 1929 yılı Kasım ayında; “yeni gümrük tarifeleri tedricen uygulanmaya başladı. Tarife siyasetimiz aşırı ve hesapsız bir himayecilik fikrinden uzaktır… Buğdayı bilhassa himaye ettiğimiz doğrudur…” beyanında bulunurken, kısa bir süre sonra da “Dokuma sanayiini … himaye… kararındayız.” diyerek, uygulanan politikaların bir rastlantı olmadığını ortaya koymuştur. 1923-1928 döneminde Türkiye ithalatının üçte ikisine karşılık gelen mallar üzerinde yapılan bir araştırmada, 1929 yılında getirilen gümrük tarifelerinin bütün vergileri %131 ila %561 oranında, ortalama olarak ise %216 oranında yükseltmiş olduğu anlaşılmıştır. Bu bağlamda, Kanun ile ortaya çıkan gümrük vergilerindeki artışların salt koruyucu olmanın ötesinde, bütçeye yeni gelir imkanları da sağlaması dikkat çekici bir husustur.
Ancak, gümrük vergilerindeki artışlar ile birlikte ithalatı kısıtlayıcı ve zorlaştırıcı diğer düzenlemeler karşısında, yurt içindeki mal fiyatlarında ciddi artışlar olmuş, bu artışlar nedeniyle özellikle güney sınırlarımızda kaçakçılık ekonomisinin kapsamı da sürekli olarak artmaya başlamış ve sonuçta kaçakçılık büyük boyutlara ulaşmıştır.
Bunlarla birlikte, yurt içinde ve yurt dışında satılacak malların üzerinde tağşiş (bir şeyin içine başka bir madde karıştırma, katıştırma) ve hileleri önlemek üzere, 1705 sayılı Ticarette Tağşişin Men’i ve İhracatın Murakabe ve Korunması Hakkında Kanun 1930 yılında uygulanmaya başlanmıştır. Söz konusu Kanun halen yürürlükte.
Yakın geçmişimizde ise, 2020 yılında 6585 sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanunda yapılan düzenleme ile haksız fiyat artışı ve stokçuluk faaliyetlerine karşı Haksız Fiyat Değerlendirme Kurulu oluşturulmuştur. Kurul, fahiş fiyat artışı ve stokçuluk fiilleriyle piyasa işleyişini ve serbest rekabeti bozan, tüketicilerin mağduriyet yaşamasına neden olan uygulamalarda bulunduğu tespit edilen işletmelere yönelik ciddi yaptırımlar uygulamakta.
Tarihin acımasız fotoğrafının ardından günümüze baktığımızda, bir yandan ticari ithalat üzerinde mevcut vergi yüklerinde benzeri yüksek artışları gözlemlerken bir yandan da tüketicilerin ihtiyaç duydukları ticari olmayan mallara daha ucuza doğrudan erişimine yönelik vergi oranlarının arttırılması ile, yasal çerçeve içerisinde kalan yurt içi tüketicilerin ekonomik olarak yüksek vergi duvarları içerisinde tutuluyor olduklarını belirtmek mümkün.
Diğer taraftan, tüketime yönelik ithalat vergilerinin yükseltilerek ithalatın engellenmesi, ithalat yapılıyorsa da vergi gelirinin arttırılması yaklaşımına paralel olarak; yurt içi satıcıların fiyatlama davranışları karşısında yurt içini tercih etmemeye başlayan turizm tüketicilerinde görülen yurt dışına yönelim artışı nedeniyle arttırılan Yurt Dışı Çıkış Harcı ile de, turizm tüketicilerinin yurt içine yönelmelerinin sağlanması, yurt dışı tercih ediliyorsa da gelir artışı yaratılması hedefiyle ekonomik duvarların yükseltildiğini ifade etmek de yanlış olmayacaktır.
