İlave Gümrük Vergisi (İGV)'nin Mahiyeti
İlave Gümrük Vergisi (İGV)’nin tam olarak ne olduğu sorunsalı karşımıza sıklıkla çıkan konular arasında. İGV’ye ilişkin ana mevzuat metni olan 3351 sayılı İthalatta İlave Gümrük Vergisi Uygulanmasına İlişkin Karar uygulamaya esas düzenleme olarak karşımızda bulunuyor. Ancak söz konusu Karara baktığımızda, İlave Gümrük Vergisinin ne olduğunun tanımının yapılmadığını görüyoruz, buna paralel olarak dış ticaret mevzuatının bir başka yerinde dahi İGV’nin tanımı bulunmamakta. Mevcut durum karşısında uygulayıcılar için yorum yapmaktan başka bir yol kalmıyor.
Öncelikle, İGV’nin temel özelliğini ele alırsak, İGV mevcut gümrük vergisi oranına ilave olarak vergi oranı uygulanması olarak değerlendirilmekte. Bu durumda akla ilk gelen husus, ithalatta korunma önlemleri uygulamaları olup bakmamız gereken yer, 2004/7305 sayılı İthalatta Korunma Önlemleri Hakkında Karar. Söz konusu Karar’da ‘Korunma önlemi’nin; gümrük vergisinde artış yapılması, ek mali mükellefiyet getirilmesi, miktar/değer kısıtlaması, tarife kontenjanı uygulaması veya bunların birlikte uygulanması şeklinde olabileceği hükme bağlanmış. Karar’da açıkça yer alan “gümrük vergisinde artış yapılması” ifadesi aklımıza İlave Gümrük Vergisi kapsamında bahsettiğimiz gümrük vergisi oranına ilave olarak vergi oranı uygulanmasını getirse de uygulamada konu bu şekilde ele alınmamakta.
Bu durumda da, İGV’nin nereden geldiğini anlamak adına, ana düzenleyici metin olan 3351 sayılı Karar’ın düzenlenmesinde yetkiyi sağlayan dayanaklarını incelemekte fayda bulunmakta. Söz konusu dayanaklar; 1567 sayılı Kanunun 1’inci, 474 sayılı Kanunun 2’nci, 3283 sayılı Kanunun 2’nci, 4458 sayılı Kanunun 16’ncı, 22’nci ve 55’inci maddeleri ile 2976 sayılı Kanun hükümleridir. Bahse konu dayanak hükümleri ile belirtmiş olduğum 2004/7305 sayılı İthalatta Korunma Önlemleri Hakkında Karara ait dayanak hükümleri karşılaştırıldığında tek fark, İGV düzenlemesinin dayanak maddelerinde fazladan 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 16 ve 22’nci maddelerinin bulunması olarak ortaya çıkmakta.
Söz konusu 16 ve 22’nci maddelerin hükümleri bir arada değerlendirildiğinde; içeriği ve nihai kullanım şekli göz önüne alınarak, bazı eşyanın yararlanabileceği ‘tercihli tarife’ uygulamasının Cumhurbaşkanınca belirlenen şartlara tabi olduğunun belirtildiği; tercihli tarife uygulamalarından yararlandırılacak eşya için uygulanacak ‘tercihli menşe kuralları’nın da Türkiye'nin bazı ülkeler veya ülke grupları ile yaptığı tercihli bir tarife uygulaması gerektiren anlaşmalar kapsamı tercihli tarife işlemleri için ilgili anlaşma ile, Türkiye tarafından tek taraflı olarak bazı ülkeler, ülke grupları veya toprak parçaları için Cumhurbaşkanı kararı ile tanınan tercihli tarife uygulamaları için ise ilgili Cumhurbaşkanı kararı ile belirleneceği belirtilmiştir. Buna göre; anılan maddelerden hareketle özetle, İlave Gümrük Vergisinin menşe esaslı bir tercihli tarife uygulaması olduğu ortaya çıkmakta.
Nitekim, İGV’ye ilişkin ana mevzuat metni olan bahse konu 3351 sayılı İthalatta İlave Gümrük Vergisi Uygulanmasına İlişkin Kararın “Kapsam ve uygulama esasları” başlıklı 2’nci maddesinde, Karar eki tablolarda yer alan ve A.TR dolaşım belgesi eşliğinde ithal edilen ‘Avrupa Birliği ve Türk menşeli olmayan’ eşyadan “Diğer Ülkeler” sütununda belirtilen oran üzerinden ilave gümrük vergisi alınacağı, Türkiye’nin taraf olduğu serbest ticaret anlaşmaları çerçevesinde bir çapraz menşe kümülasyon sistemine dahil ülkeler ‘menşeli’ eşyadan ise tercihli menşein belgelendirilmesi halinde ilave gümrük vergisi alınmayacağı; eşyanın menşeinin doğru beyan edilmesinden ithalatçının sorumlu olduğu belirtilerek, Karar ile getirilen ilave vergilerin menşe esaslı vergiler olduğu belirtilmiş bulunmaktadır.
Bu durumda, tercihli tarife uygulaması nedir konusunu ele almakta yarar bulunmakta. Tercihli tarife kavramı her ne kadar genel biçimde iki ya da daha çok ülkenin yaptıkları ticaret anlaşması uyarınca aralarındaki ticarete karşılıklı olarak ‘daha düşük’ oranda gümrük tarifesi uygulaması veya hiçbir şekilde gümrük tarifesi ‘uygulamaması’ olarak tanımlansa da, İGV örneğinde olduğu gibi artışların da olabileceği değerlendirildiğinde, tercihli tarife uygulamasının genel geçer standart tarife uygulamalarından sapma yapılarak menşe esaslı farklı tarife uygulamaları olduğunu söylemek de mümkün gözükmektedir.
Bu çerçevede, İlave Gümrük Vergisi (İGV) ile ilgili olarak, Ticaret Bakanlığı Gümrükler Genel Müdürlüğü’nün 05.10.2017 tarih ve 28447926 sayılı dağıtımlı yazısında açıkça; “İlave Gümrük vergisinin müstakil bir vergi olmaması ve bakanlar kurulu kararları ile mevcut gümrük vergisi oranlarında artış yapılması niteliğinde olmasından dolayı teşvik belgesi kapsamında gümrük muafiyeti sağlanan ürünlerin ithalatında ilave gümrük vergisine yönelik bir tahsilat yapılamayacağı ifade edilmektedir.” denilerek, Bakanlık tarafından İlave Gümrük Vergisi, Gümrük Vergisi’ne bağlı ve Gümrük Vergisinin devamı niteliğinde bir vergi olarak tanımlanmış ve uygulayıcılar bu yönde yönlendirilmişlerdir.
Diğer taraftan; Danıştay 7. Dairesinin İlave Gümrük Vergisine ilişkin muhtelif kararlarında da aynen; “ilave gümrük vergisinin yeni bir vergi değil, 474 sayılı Gümrük Giriş ve Tarife Cetveli Hakkında Kanunun 2. maddesi uyarınca Bakanlar Kuruluna verilen yetkiye dayanılarak mevcut gümrük vergisi oranlarında değişiklik yapılması niteliğinde olduğu” belirtilerek, İlave Gümrük Vergisi’nin Gümrük Vergisi’nde bir artış yapılması olduğu ifade edilmiştir.
Sonuç olarak söz konusu düzenlemelerden hareketle, gerek Ticaret Bakanlığı yazısı gerekse Danıştay kararlarında da belirtildiği üzere; İlave Gümrük Vergisi (İGV) yeni ve müstakil bir vergi olmayıp mevcut gümrük vergisi oranlarında menşe esaslı tercihli tarife uygulamak suretiyle artış yapılması olarak tanımlanabilmektedir.
