Gümrük İşlemlerinde Kesinleşmiş Alacaklar Ne Anlama Gelir
Son yıllarda sıkça görülen vergi affı düzenlemelerinin sonuncusu olarak, Kasım ayı ortasında 7256 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Konuya sadece dış ticaret açısından bakarsak, Kanun ile 31.08.2020 tarihinden önce 4458 sayılı Gümrük Kanunu ve ilgili diğer kanunlar kapsamında gümrük yükümlülüğü doğan ve Ticaret Bakanlığına bağlı tahsil daireleri tarafından 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre takip edilen gümrük vergileri, idari para cezaları, faizler, gecikme faizleri, gecikme zammı alacakları için düzenleme yapıldı. Burada sayılan gümrük vergileri kavramı, 4458 sayılı Gümrük Kanunu ve Gümrük Yönetmeliği düzenlemelerine paralel olarak, ilgili mevzuat uyarınca eşyanın ithali veya ihracında uygulanan ve Ticaret Bakanlığına bağlı tahsil daireleri tarafından takip ve tahsil edilen gümrük vergisi, diğer vergiler, eş etkili vergiler ve mali yüklerin tümünü içerecek şekilde kapsama alındı. Ancak ne var ki 7256 sayılı Kanun’un 1’inci maddesinin son paragrafı kafaları karıştırmaya başladı. Bu paragraf aynen şu şekilde: “Bu Kanun, yukarıdaki fıkralar kapsamına giren kesinleşmiş alacaklar ve bazı alacakların yapılandırılmasına ilişkin hükümler ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin hükümleri kapsar.”
Kafaların karışmasına neden olan konu özet olarak, “yukarıdaki fıkralar kapsamına giren kesinleşmiş alacaklar” ifadesi. Kesinleşmiş alacaklar. Kanun koyucu bu ifadeden neyi kastetmiş olabilir sorusu dış ticaret profesyonellerinin gündeminde öncelikle yer aldı. Tabi aslında tartışılan konu, bu güne kadar yayımlanan vergi aflarının kapsamlarının geniş anlamda vergi afları ya da vergi yapılandırma düzenlemelerini içermesi, buna karşın anılan ifade ile gümrük mevzuatı kapsamında teknik olarak kesinleşmiş alacakların neler olduğu belli iken bu kavramın çerçevesinin oldukça dar bir çevreye hitap etmesi ile ilgili idi. Dolayısıyla sorulan soru; gümrük vergi ve cezaları açısından kanun koyucu teknik manada dar kapsamlı “kesinleşmiş alacaklar”ı mı kastetmişti, yoksa aslında konuyu daha geniş şekilde almıştı da kelime seçiminden kaynaklı bir belirsizlik mi vardı, sorusuydu.
Devamında Ticaret Bakanlığı tarafından yayınlanan 7256 Sayılı Kanun Kapsamında Gümrük Alacaklarının Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Tebliğ ile bu sorulara cevap bulunmuş oldu. Buna göre; 31.08.2020 tarihinden önce gümrük yükümlülüğü doğan ve gümrük idarelerince takip edilen alacaklardan, 17.11.2020 tarihi itibarıyla kesinleşen gümrük vergileri ve bunlara bağlı faiz, gecikme faizi, gecikme zammı gibi fer’i amme alacakları ile idari para cezaları Kanun kapsamına girmekteydi. 31.08.2020 tarihinden önce gümrük yükümlülüğü doğan ve gümrük idarelerince takip edilen ve 17.11.2020 tarihi itibarıyla kesinleşmeyen alacaklar ile birlikte 31.08.2020 tarihinden sonra gümrük yükümlülüğü doğan ve gümrük idarelerince takip edilen alacaklar ise yapılandırma kapsamına girmemekteydi. Dolayısıyla anlaşıldı ki, kanun koyucu teknik manada dar kapsamlı “kesinleşmiş alacaklar”ı düzenlemişti.
Peki gündemi meşgul eden söz konusu gümrük mevzuatı kapsamında kesinleşmiş alacaklar neler, onları ele alalım. Bir başka ifade ile, gümrük alacakları ne zaman kesinleşir konusunu inceleyelim.
Öncelikle, gümrük alacağı ne zaman doğar onu ortaya koymak lazım. Gümrük alacağı, yapılan ithalat ya da ihracat işleminde kamu aleyhine vergi farkı oluşması halinde doğar. Kamu adına gümrük idaresi söz konusu eksik alınan vergi tutarı için ‘Ek Tahakkuk Kararı’ adı verilen kararı düzenleyerek alacaklı olduğu vergi miktarını mükelleften ister. Aynı zamanda, yapılan işlemin niteliğine göre söz konusu vergi farkı için belirlenen ceza miktarını da ‘Ceza Kararı’ adı altında düzenlediği karar ile mükellefe bildirir. Bunların dışında, herhangi bir vergi alacağına dayanmayan idari konularda da (usulsüzlük işlemleri) ceza kararları düzenlenmekte, gümrük alacağı doğmaktadır. Söz konusu kararların düzenlenmiş olması yeterli olmamakta, hayata geçebilmesi için devamında mükellefine tebliğ de edilmesi zorunlu bulunmaktadır.
Bu aşamada, mükelleflerin kendilerine tebliğ edilen ek tahakkuk ve/veya ceza kararlarına karşı ‘tebliğ tarihinden itibaren’ 15 gün içerisinde itiraz ya da uzlaşmaya gitme hakları bulunmaktadır. Eğer belirtilen 15 gün içerisinde itiraz ya da uzlaşmaya gidilmemişse, süre dolduğu için usul yönünden gümrük alacakları kesinleşir.
Belirtilen 15 günlük süre içerisinde uzlaşmaya gidilmiş bulunması ve uzlaşmanın vaki olması durumunda ise, uzlaşılan tutarlar üzerinden gümrük alacakları kesinleşir.
Bahse konu 15 günlük süre içerisinde söz konusu ek tahakkuk ve/veya ceza kararına karşı itiraz edilmiş bulunması halinde, yapılan itirazın sonucuna göre durum değerlendirilir. Buna göre, yapılan itirazın gümrük idaresi tarafından reddedilmesi halinde, söz konusu ret işlemine karşı ret kararının tebliğ edildiği tarihten itibaren 30 gün içerisinde dava açılması gerekmektedir. Bu süre içerisinde dava açılmaz ise, süre dolduğu için usul yönünden gümrük alacakları kesinleşir. Anılan ret kararına karşı süresinde dava açılmış olması, ancak dava sonucunda mahkeme tarafından mükellef aleyhine karara varılmış olması durumunda üst mahkemeye süresi içerisinde başvuru yapılması gerekmektedir. Süresi içerisinde üst mahkemeye başvuru yapılmaması halinde yine süre dolduğu için usul yönünden gümrük alacakları kesinleşir. Son olarak, üst mahkemeye süresi içerisinde yapılan başvurunun üst mahkeme tarafından karar düzeltme dahil mükellef aleyhine sonuçlanması halinde gümrük alacakları kesinleşir.
Gümrük alacaklarının kesinleşmesi, söz konusu alacaklar için idari ya da adli başvuru süreçlerinin bittiği, artık anılan kararlar aleyhine işlem talep edilemeyeceği anlamına gelmektedir. Belirtmiş olduğum gümrük alacaklarının kesinleştiği durumlar ele alındığında, kesinleşme hallerinde hem esas, yani içerik olarak konunun ne olduğu, hem de usul, yani bağlayıcı başvuru sürelerine uyum, unsurları karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hem esas hem de usul yönünden hazırlıklı ve dikkatli olmak gerekir.
Bu durumda son olarak, “hak ararken sadece haklı olmak yetmez, aynı zamanda hak aramayı da bilmek gerekir” sözü ile son sözü söylemiş olalım.
