+90 532 06 07 637

Türkçe



AB Karbon Vergisinin Dış Ticaretimize Etkileri

AB Karbon Vergisinin Dış Ticaretimize Etkileri

AB Karbon Vergisinin Dış Ticaretimize Etkileri

İklim değişikliği ve çevresel bozulma tehdidine karşı ortaya konan Avrupa Yeşil Mutabakatı, getirmekte olduğu yeni düzenlemeler ve kısıtlamalar ile dış ticaret üzerinde de doğrudan etkiler yaratacak. Özellikle Avrupa Birliği (AB) ülkelerine ihracat yapan firmalarımızın dikkatli olması gereken bir süreç içerisindeyiz.

Öncelikle ana çerçeveyi çizersek; AB, 2019’da açıkladığı Avrupa Yeşil Mutabakatı (AYM) kapsamında 2050 yılında iklim-nötr [net sıfır karbondioksit (CO2) emisyonu] kıta olma hedefi koymuş durumda. Söz konusu hedef, üretim, taşıma vb. faaliyetler sonucu atmosfere salınan ve sera etkisine neden olan karbondioksit, metan, azot oksit gibi gazların miktarının, doğada doğal süreçte emilen sera gazı miktarıyla eşitlemek anlamına gelmekte.

AB söz konusu hedefe varmak için; üretim, ulaştırma, enerji ve vergilendirme benzeri bir çok alanda yapısını iklim-nötr hedefi doğrultusunda yeniden düzenlemekte. Bu bağlamda, getirilen düzenlemelerden uluslararası ticareti etkileyecek önemli kalemlerden bir tanesi, “Sınırda Karbon Düzenlemesi” (SKDM/CBAM).

Sınırda Karbon Düzenlemesi (SKDM) kapsamında, 01.01.2026 tarihinden itibaren AB’ye yapılan ithalatlar konusu ithal ürünlere gömülü emisyonlar için, AB’de yetkilendirilmiş bulunan ithalatçılar tarafından AB Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) ile belirlenen haftalık karbon fiyatları üzerinden karbon vergisi ödenmeye başlanacak. Bunun için, AB ürünleri için ödenen karbon fiyatı ile ithal mallar için ödenen karbon fiyatını eşitlemek üzere bir mekanizma kurulacak. AB'ye ithalat yapan şirketlere, üretim yapılan ülkede ödenen karbon fiyatı ile AB'deki karbon fiyatı arasındaki farkı ödemek için sertifika (tahsisat) satın alma zorunluluğu getirilecek.

AB Emisyon Ticareti Sistemi (ETS), sistemin kapsadığı tesislerden kaynaklanan sera gazı emisyonlarına bir limit (veya üst sınır) belirlemekte, böylece politika belirleyicilerine belli bir zaman zarfında gerçekleşecek emisyonların miktarına yönelik kesin bir belirleme sağlamakta. ETS’ye dahil olan tesisler, kendilerine tahsis edilen tahsisatlarını salıma neden oldukları toplam sera gazı emisyonlarını karşılamak üzere kullanmak durumunda. Tahsisatlar, ücretsiz veya bir açık arttırma süreci ile tahsis edilebileceği gibi aynı zamanda üçüncü taraflar arasındaki ticaret ile de ücret karşılığı elde edilebilmekte.

Bu süreçte, 01.01.2026 tarihi sonrası dönemde öncelikle AB ETS’sinde Avrupalı üreticilere ücretsiz tahsisatlar sağlanacak, bahse konu ücretsiz tahsisatlar zamanla kaldırılacak ve buna paralel olarak Sınırda Karbon Düzenlemesi (SKDM) mali yükümlülükleri, yani karbon vergileri de zamanla arttırılacak.

Uygulama için 01.01.2026 tarihine kadar geçiş dönemi belirlenmiş olup, ilk olarak 2023 yılı başında yürürlüğe konulması planlanan SKDM’nin yürürlük tarihi değiştirilerek 01.10.2023 olarak revize edilmiş durumda. Uygulama kapsamında ele alınacak öncelikli sektörler demir-çelik, çimento, alüminyum, gübre, elektrik ve hidrojen ürünleri. Bu süreçte, AB’ye ithal edilen anılan ürünlerin üretiminde salınan karbon emisyonları ile üretim süreçlerinde harcanan elektriğin üretiminden kaynaklı (dolaylı) emisyonların raporlaması, yani sistemin ön hazırlığı yapılacak.

Her ne kadar AB özelinde getirilen bir düzenleme olarak görülse de, yukarıda belirttiğim üzere kontrol ve vergilendirme ‘AB’ye ithal edilen anılan ürünler’ üzerinden yapılacağı için, AB ülkelerine ihracat yapan ihracatçılarımız uygulamalardan doğrudan etkilenecek. Bu bağlamda, üretim aşamasında salınan karbon emisyonları ve/veya üretim süreçlerinde harcanan elektriğin üretiminden kaynaklı (dolaylı) emisyonları yüksek olan ihracatçı firmaların mallarının AB’ye ithalatında AB’de yerleşik ithalatçı firmalar karbon vergisi ödeyecek. Maliyet arttırıcı bu durum AB’de yerleşik ithalatçıların tedarikçi seçimlerini etkileyecek olduğundan, ithalattaki bahse konu maliyet yükünden kaçınmak için karbon emisyonu daha düşük alternatiflere kaymaları kuvvetle muhtemel olarak belirtilebilir. Bu durum karşısında, hem daha doğal bir çevrede yaşamak hem de ileride oluşacak yeni düzene şimdiden hazırlıklı olmak adına karbon ayak izimizi azaltmamız önemli.