2023’ten 2024’e Geçişte İthalat Eğilimlerinin İrdelenmesi
Ticaret Bakanlığı tarafından Ocak 2024 Dış Ticaret Veri Bülteni yayınlandı. Veri Bülteni içeriğinde, 2024 yılı Ocak ayında 2023 yılının aynı ayına göre gerçekleşen ihracatın %3,6 oranında artışla 20 milyar 28 milyon ABD Doları, ithalatın ise %22 oranında azalışla 26 milyar 201 milyon ABD Doları olduğu açıklandı, 2024 Ocak Ayı verilerine göre ithalatta önemli oranda azalışla beraber ihracatta artış görülmekte.
Verilerde görülen olumlu havadan hareketle genel gidişata ilişkin olarak, 2020 yılı ortasında çok miktarda ithal tüketim ürünü üzerine yeni getirilen ya da mevcut oranları arttırılan ithalat vergilerinin ithalatta yarattığı maliyet artışları, 2021 yılı Kasım Ayı sonrası döviz kurlarında oluşan hızlı yükseliş ve döviz kurlarındaki artışlara paralel olarak oluşan yüksek enflasyonist ekonomi ile birlikte krediler ve finansman imkanları üzerindeki baskı sonucunda tüketim ürünleri üzerinde oluşan maliyet arttırıcı ortamın ithalat rakamlarına yansımalarını incelemek üzere, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayınlanan ekonomik gruplara dağılımlarına göre ithalat verilerinden ‘Tüketim malları’ grubu geçmiş yıllar toplam ve aylık verilerini ele aldım.
Söz konusu ‘tüketim malları’ ithalatının genel seyrini incelediğimizde, yurt içi tüketim talebi sonucu ortaya çıkan tüketim malları ithalatının 2019 yılından itibaren yıllık bazda devamlı artış eğiliminde olduğu görülmekte. Tüketim malları ithalatı 2019 yılında yaklaşık 21 milyar ABD Doları iken, belirtmiş olduğum vergilerin getirildiği 2020 yılında %14 artışla yaklaşık 24 milyar ABD Doları olarak gerçekleşmiş bulunmakta. Devamında tüketim malları ithalat tutarı 2021 yılında sadece %3 artış göstererek yaklaşık 25 milyar Dolar olarak gerçekleşmiş olup bu durum, tüketim malları ithalatı üzerine 2020 yılında getirilen vergilerin etkilerinin tüketimi daraltıcı yansıması mı sorusunu akla getirmekte.
Ancak, 2021 yılı sonrası dönemde istatistiklerin dikkat çekici hale geldiğini ifade etmek mümkün görünüyor. Belirtmiş olduğum üzere, daha önce getirilmiş bulunan ithalat vergileri ile birlikte, 2021 yılı sonu itibariyle oluşarak hızla devam eden döviz kurlarındaki artış ve enflasyonist ortamda tüketici tercihlerinin tüketimde küçülme yönünde olması ve dolayısıyla tüketim malları ithalatının azalması beklenirken, tüketim malları ithalat değeri tam tersine artarak 2022 yılında 2021’e göre %22 artışla yaklaşık 30,5 milyar ABD Doları; devamında, 2023 yılında da 2022’ye göre %56 oranında artarak yaklaşık 47,6 milyar ABD Doları olarak gerçekleşmiş bulunmakta. Bahse konu 2024 Ocak Ayı verilerine bakıldığında da, tüketim malları ithalatının artmaya devam ettiğini söylemek mümkün.
Diğer yandan, ülkemizin ithalata dayalı ihracat yaptığı gerçeğini de göz önünde bulundurarak, üreticilerin üretimlerinde kullandıkları girdileri oluşturan hammadde (ara mallar) grubuna ilişkin ithalat değerlerini ele aldığımızda; 2019 yılından 2020 yılına geçildiğinde hammadde ve ara mal ithalatının oransal olarak neredeyse hiç değişmediği, aynı kaldığı görülmekte. Bununla birlikte, 2020 yılında yaklaşık 163 milyar ABD Doları olarak gerçekleşen hammadde ve ara mal ithalatının 2021 yılında %29 artarak yaklaşık 210 milyar ABD Doları olarak gerçekleştiği, söz konusu yüksek oranlı ithalat artışının hız kesmeden 2022 yılında da devam ederek 2021’e göre %39 artarak yaklaşık 292,5 milyar ABD Doları olduğu görülüyor. 2023 yılı hammadde ve ara mal ithalatı ise 2022’ye göre %11 gerileyerek yaklaşık 261 milyar ABD Doları olarak gerçekleşmiş bulunmakta. Dolayısıyla, tüketim malları ithalatına paralel şekilde, içinde bulunulan enflasyonist ortamda, döviz kurlarındaki artış ve finansman zorlukları ile birlikte oluşan olumsuz çevresel ortama karşın üretim girdileri ithalatının da ciddi miktarda artmış bulunduğu karşımıza çıkıyor.
Bu verilerden hareketle, her türlü maliyet arttırıcı unsurlara rağmen tüketim malı tercihlerinin ithal mallara yönelik olarak hızla artarak devam etmesi karşısında, vergiler ya da fiyat artışlarının yerli tüketicileri ithal mal taleplerinde küçülme yönünde motive etmediğini, aksine tüm bunlara karşın ithal tüketim mallarına talebin önemli ölçüde artmış olduğunu ifade edebiliriz. Diğer yandan, özellikle finansman ve kredi erişim zorluklarına rağmen yerli üreticilerin de ithal girdi kullanmak konusunda geri adım atmadıklarını görüyoruz. Bunların sonucu olarak dış ticaret dengesinde olumlu yönde gelişme sağlanamamakta, ekonomideki kırılgan yapı devam etmekte.
Bu bağlamda belirtmek gerekir ki, ithal ikamesi kullanımını özendirmek gibi psikolojik faktörler ithalatı azaltmak suretiyle ödemeler dengesini düzeltmede önemli destekleyici unsurlar arasındadır. Daha önce kaleme almış bulunduğum ‘Yerli Malı Kullanımı ve İhracat Odaklı Olmanın Önemi’ başlıklı yazımda da ifade etmiş olduğum üzere, sahip olduğumuz sınırlı kaynakları, emeğimizi, ülkesel sermayemizi ülkemiz, dolayısıyla kendimiz için yararlı hale getirmek adına net ihracatçı pozisyonu alarak ihracat odaklı ilerlememiz, gerek tüketim malları gerekse üretim girdileri için tedarik tercihlerimizi mümkün olduğunca ikame yerli malı yönünde belirlememiz en doğrusu olacaktır. Diğer yandan, tüm engellere rağmen artarak devam eden ithal tüketim malı talebindeki artışın, tüketici tercihleri açısından detaylı incelemeye muhtaç olduğunu düşünüyorum.
